14 Haziran 2013 Cuma

boss fight

geçen gün arkadaşlarla bir protestoya katıldık. ben elimde bayrak ve telsizle güvenlik güçlerine taş atarken arkadaşları kaybettim. meğer onlar da yoldan geçen karşıt görüşlü birini görmüşler, onu ayakkabılarını çıkarmadan bir ibadet merkezine sürükleyip üzerine alkol dökmüşler. sonra işler karıştı tabi. büyüdü böyle. anlamadık biz de. küçük çaplı bi şey olur diye düşünüyoduk, yanıldık.

kendini bir yalana inandırmak dünyanın en tehlikeli yanılgısı belki de. aynı şeyleri tekrarlayarak, sadece hitap edilenleri değil, bir süre sonra kendisini de inandırıyor söylediği şeye insan. hayatta ilk öğrendiğimiz şeylerden biri iftira atmanın ve yalan söylemenin çok yanlış bir davranış olduğu. okulda, evde, sokakta beynimize beynimize işlenmeye çalışılan en temel kavram bu. ama işte bazısı umursamıyor, ben kendi doğrularımı bulurum diyor, başlıyor sıralamaya.. "...kafasından tutup yerlerde sürüklediler...", "...ellerinde bira şişeleriyle girdiler içeri..." gibi. hiçbir kanıtı olmayan iddialarda bulununca doğru olduğuna inanılıyor bir şekilde. nasıl olduğunu sormayın, bilmiyorum. yalancının en büyük savunması da "ne yani yalan mı söylüyorum ben şimdi? bunu mu ima ediyosun?" oluyor genelde. izleyin, bakın göreceksiniz. hemen savunma mekanizması, mağdur edebiyatı, ağızlarından köpükler fışkıranlar.

bir galatasaraylı, bir fenerbahçeliyi öldürdüğünde hepimiz düşünüyoruz; "nasıl yapar yahu?" diyoruz. tartışmalar yapılıyor, bilimsel sonuçlara varılmaya çalışılıyor falan.. aslında basit bir mantık. "sen benim savunduğum görüşe nasıl laf edersin ulan!" kimse düşünmek istemiyor. kendine bir düşünce verilsin ve ona fanatikçe bağlansın istiyor. çünkü böyle olursa kafası rahat olacak. düşünsenize, ülkenin ve dünyanın haline dair hiçbir şey düşünmeden sadece işe gidip gelse herkes, dizisini izleyip uyusa. muhteşem olmaz mıydı? kafa rahat abi. temiz. her gün aynı, herkes aynı. zamanı geldi mi iki oy basar, köşemize çekilirdik yine. çünkü demokrasilerde sandık çok önemlidir. futbol takımı tutar gibi parti tutulan ülkelerde ise, üst düzeyde önem taşır sandık. 5 yılda bir kurulan bu sandıklar arasında kimin ne halt yediği, kimlere iftira attığı, kimlerin hayatına karıştığı gibi meselelerse düşük seviyede önem taşır. hatta önemsiz bile denilebilir. demokrasilerde kimse hakkını aramamalı, her şey sandıkta halledilmelidir. yine hak yenmeye devam ediliyorsa mission abort edilebilir.

insanın en acayip özelliği de her konuda sidik yarıştırabilmesi. ama her konuda. desen ki mesela, "geçen gün okula giderken ali'yi gördüm, muhabbet ettik," diyecek ki, "o da bi şey mi, ben veli'yi gördüm, öpüştük." bunun tabi farklı versiyonları var. hak ararken sidik yarıştıranlar, protesto ederken sidik yarıştıranlar gibi. buna da diyosun ki, "geçen gün göz yaşartıcı kapsül geldi kafama, hastaneye kaldırdılar beni," cevaben diyor ki, "O DA Bİ ŞEY Mİ, benim gözümden girdi ensemden çıktı, daha sonra kapsülü alıp geri fırlatırken elime plastik mermi isabet edince elimi de kaybettim. ama iyiyim." yukarıdaki örneklerde yer alan arkadaşlardan hangisinin daha fazla hak aradığını bulunuz. yok. tiksinmiyorum. hayır. HAYIR.

siz bunları yine tanıdık bir yerde oldu sandınız tabi. öyle bir şey yok saçmalamayın. paralel evrenlere sardım da bu ara. öyle bir deneme girişimi. paralel evrende geçiyor. çok paralel ama. öyle böyle değil.

bizim ülkedeki durum şu: ağlayamıyoruz artık. hiç anlamadık zaten. gözümüz sadece boş bakıyor. ekrana kilitlenip arkadaki sesleri duyuyoruz sadece, dinleyemiyoruz. canımız yanıyor. kalp ağrısı nedir öğrendik. aklımızda geleceğimiz. hiç olmayan, olmamış geleceğimiz. hem korkuyoruz, hem cesuruz. ne olacağını kimse bilmiyor, izliyoruz öylece. hiç bitmeyecekmiş gibi.

yel nereden eserse oraya dönen kıvraklara, fosforlu kedilere, avşar kızlarına, adı anılmaması gereken kişilere, lord voldemort'a, darth vader'a ve engel nedir bilmeden, yılmadan, bıkmadan, sıkılmadan, uyumadan, üşümeden, yorulmadan orayı koruyanlara selam olsun. kendinize iyi bakın.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder